2009 yılı, bir önceki senenin son aylarında ortaya çıkan küresel krizin etkilerinin yoğun olarak hissedildiği, buna karşılık dünya çapında hükümetlerin ve merkez bankalarının uluslararası ölçekte işbirliği yaparak aldıkları önlemlerle krizin yaralarını sarmaya çalıştıkları bir yıl olarak tarihe geçmiştir.

2008 yılı sonlarında ABD’de ortaya çıkan, ardından hızla diğer gelişmiş ülkelere, daha sonra da gelişmekte olan ülkelere “bulaşan” ve böylece “küresel” bir hüviyete bürünen mali ve ekonomik kriz 2009 yılına da damgasını vurmuştur.

İlk aşamada mali piyasalarda büyük düşüşlere ve dalgalanmalara yol açan kriz, daha sonra makroekonomik büyüklükler üzerinde de olumsuz etkisini göstermiştir.

Bu çerçevede 2009 yılının özellikle ilk yarısı, dünyanın pek çok ülkesinde büyüme hızlarının negatife döndüğü, talebin ve üretimin gerilediği, işsizliğin arttığı, ülkelerarası ticaret hacminin daraldığı bir dönem olmuştur.

Krizin domino etkisiyle önce mali sektör şirketlerini, ardından da reel kesim şirketlerini büyük mali sorunlara ve hatta iflaslara sürüklemesinden endişe eden dünya genelindeki hükümetler, krizin ortaya çıkmasıyla hemen hemen eşzamanlı olarak önlemler almaya başlamıştır. Ayrıca, bu çabaların etkisini artırmak amacıyla, söz konusu önlemlerin G-7 ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu G-20 gibi uluslararası yapıların çatısı altında ve küresel ölçekte bir koordinasyonla alınmaya çalışıldığı da gözlenmiştir. Bu çerçevede dünya genelinde merkez bankalarının para politikalarını gevşeterek faiz indirimine gittikleri görülmüştür.

Krizin kaynağında yer alan bankacılık kesimine yönelik olarak, kamulaştırmadan sermaye desteği sağlamaya, borçlara kefil olmaktan likidite imkânları yaratmaya kadar geniş bir yelpazede önlemler alınmış ve bu önlemler krizin etkisini hafifletmekte kayda değer ölçüde başarılı olmuştur. Özellikle 2009 yılının ikinci yarısından itibaren krizin şiddetinde görece bir yavaşlama meydana gelmiştir. Nihayet yılın son çeyreğinde ekonomik büyüme hızının pek çok ülkede tekrar pozitife döneceğine ilişkin umut ve beklentiler ortaya çıkmıştır. Bu durum, krizden kademeli şekilde de olsa çıkılmakta olduğu yönündeki görüşleri desteklemektedir.

Gerek jeopolitik konumu, gerekse ekonomik ilişkileri itibariyle dünyayla artık ileri düzeyde entegre olan Türk ekonomisi, küresel krizin etkilerinden doğal olarak uzak kalamamıştır. Yedi yıllık büyüme döneminden sonra, Türk ekonomisi 2009 yılında %4.7 küçülmüştür. 2009 yılında dış ticaret verilerinde de gerileme kaydedilmiş, Türkiye’nin ihracatı %23, ithalatı ise %30 gibi yüksek oranlarda küçülmüştür. Üretim ve talepteki düşüşler sonucu işsizlik artmış, 2008 yılında %11 olan işsizlik oranı 2009 yılında %14’e yükselmiştir.

Bu olumsuz tabloya karşın, özellikle 2009 yılının son aylarına ait ekonomik veriler, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de krizin şiddetinin azaldığına ve göstergelerin kademeli olarak pozitife dönmeye başladığına işaret etmektedir.

Vurgulanması gereken bir başka olumlu nokta da, Türk bankacılık sektörünün kriz döneminde dünyadaki pek çok ülkeden pozitif anlamda ayrışmış olmasıdır. 2001 krizinden sonra yeniden yapılanan ve güçlenen Türk bankacılık sektörü devlet desteğine ihtiyaç duymadan bu dönemi atlatabilmiş, bankacılık sektöründen ekonomiye ek bir yük gelmemesi de krizin etkilerini görece yumuşatmıştır. Pek çok ülkenin kredi derecelendirme notunun düştüğü bir dönemde Türkiye, kriz ortamındaki bu görece güçlü ekonomik konumu sayesinde kredi notunu yükseltmeyi başarmıştır.

2009 yılında ekonomik aktivitede Türkiye’de ve dünya genelinde gözlenen yavaşlama ve hatta daralma, hem yurtiçinde, hem de dünyanın değişik coğrafyalarında faaliyet gösteren Tekfen Grubu şirketlerinin mali sonuçlarını da olumsuz yönde etkilemiştir. Sonuç olarak 2009 yılı Tekfen Grubu için zarar etmediği, ancak cirosunu ve net kârını artıramadığı bir yıl olmuştur.

Türk ve dünya ekonomisindeki durgunluk ve hatta daralma sonucunda Tekfen Grubu’nun cirosunda bir miktar gerileme olmuş ve Grubun 2009 yılı konsolide cirosu 2.348 milyon TL olarak gerçekleşmiştir. Bu olumsuz makro konjonktüre karşın Tekfen Grubu 2009 yılında kârlılığını sürdürmüş ve söz konusu dönemde 69 milyon TL net kâr yaratmayı başarmıştır. Grubun 2009 yılına ilişkin bir başka önemli başarısı da, özkaynaklarını %8’lik bir artışla 1.444 milyon TL’ye yükseltmesidir.

Tekfen Grubu’nun en büyük iki faaliyet alanından biri olan ve cari iş stokunun neredeyse tamamı yurtdışında bulunan Taahhüt Grubu, kriz ortamında sanayi ve altyapı yatırımlarının yavaşlaması nedeniyle yaşanan tüm güçlüklere karşın özellikle yılın ikinci çeyreğinden itibaren hem yeni iş sözleşmeleri imzalama, hem de mevcut projelere ilave işler alma başarısını göstermiştir. Buna rağmen, eldeki işlerden bazılarının tamamlanma aşamasına gelmesi nedeniyle, kalan iş miktarını (backlog) 2009 yılında büyütmek mümkün olmamıştır. Ancak küresel krizden çıkış sürecinin hızlanmasının beklendiği 2010 yılının Taahhüt Grubumuzun performansı açısından 2009 yılından daha iyi olacağı öngörülmektedir.

Tekfen Grubu’nun en büyük iki faaliyet alanından diğeri olan Tarımsal Sanayi Grubumuz ise, özellikle 2009 yılında ortalama gübre fiyatlarının 2008 yılına göre çok düşük seyretmesi sonucunda hem ciro, hem de kârlılık açısından bir önceki yılın oldukça gerisinde kalmıştır. Gübre fiyatlarındaki düşüş, mevcut satış miktarının parasal değerinin düşmesine neden olduğu gibi, geçen yıl yüksek maliyetle üretilen ve ekonomik krizin ortaya çıktığı anda stokta bulunan mamulün zararına satılmasına da yol açmış; böylece mali sonuçlar üzerinde önemli ölçüde olumsuz etki yaratmıştır.

Ancak 2009 yılının üçüncü çeyreğinden itibaren miktar olarak satışlarda gözlenen artış ve gübre fiyatlarının dip seviyeleri geride bıraktığına ilişkin beklentiler, önümüzdeki döneme daha umutla bakma imkânı vermektedir.

Emlak Geliştirme Grubumuz ise üst gelir gruplarına hitap eden proje ve yatırımlarıyla, 2009 yılında kriz ortamına rağmen bir önceki yıldaki performansının üzerine çıkmayı başarmıştır.

Dünyada ve Türkiye’de iş çevrelerinde ve akademik çevrelerde hâkim olan görüş, her ne kadar ekonomik krizden tamamen çıkmak zaman alacak olsa da, 2010 yılının 2009’dan daha iyi bir yıl olacağı yönündedir.

Kriz ortamında riskleri iyi yönetebilmeye ve krizin etkilerinden mümkün olduğunca bağışık kalarak, en değerli varlığı saydığı çalışanlarını bu olumsuzluklardan koruyabilmeye odaklanan Tekfen Grubu, 2010 yılını ciro ve kârlılık gibi mali sonuçlar açısından krizin yol açtığı kayıpları telafi edecek yeni bir dönemin başlangıcı olarak görmektedir.

Mevcut mali kaynak ve imkânlarımız, 50 yılı aşkın bir tecrübenin kazanımı olan uzmanlık ve marka değerimiz, yaptığımız her işte davranışlarımızı yönlendiren etik ilkelerimiz, bizi ayrıcalıklı kılan çalışan kalitemiz ve bize daima rehberlik eden kurucu ortaklarımızın yol göstericiliği ile 2010 yılında çok daha yüksek hedeflere ulaşacağımıza olan inancım tamdır.

Bu vesileyle, tüm çalışanlarımıza, iş ortaklarımıza, yatırımcılarımıza, müşterilerimize ve kurucu ortaklarımıza şükran ve saygılarımı sunarım.

Saygılarımla
Erhan Öner
Tekfen Grup Şirketler Başkanı

 

Sorumluluk ve Haklar | Gizlilik İlkeleri